Okyanusa açılan bir liman

  • 16/8/2006 - EŞKİYA
  • Kategori: Tefsir

    ŞKİYA (A’lâ süresi)
    Şiirin, sanatın, edebiyatın, mimarinin kökleri  ne kadar derinlere giderse  o kadar güç kazanır. Çınar ağacı toprak içinde  ne kadar geniş alana  kök salmışsa yer üstünde  o kadar dal  budak salıyor.


    A’la suresinde  bizim imanımızın, amelimizin, tebliğimizin, tezkiye = iç temizliğimizin  temelleri  Hz. İbrahim’in  sahifelerine, Hz. Musa’nın  Tevratına dayanıyor. Oradan  Hz.Ademe  kadar varır.


    Kökü Hz. Adem’e  varan bu İslam dininin dalları, dünyaya gelecek  son adama kadar  varacak demektir.


    Birileri batılıların kışkışlamasıyla hayvanların  gürültüsüne katılarak İslam’ın sonunun geleceği ümidine kapılmasın.


    Firavun’un saltanatı, Karun’un serveti, Haman’ın mahareti  Hz. Musa ya engel olamamıştır.
    Hz. İbrahim’i ateşe atacak kadar gözü dönen Nemrutun baskıları  İbrahim’in dininin  bize kadar gelmesine  mani olamadı.


    Biz yolumuza, İbrahim’in, Musa’nın , İsa’nın  Muhammed (S.A.V)in yoluna devam edelim .


    Yüce Rabbimizi Kur’an okuyarak tesbih edelim. Namazda secdeye vardığımızda  Sübhane Rabbiyel A’la diyerek tesbih edelim. Edince ne olacak? Diyenlere , tesbih etmeyenlerin sonu geliyor. Tarih mezarlığındaki  kitabelerini okursan sonu gelenler, kendini yüceltenler olmuştur. Firavun halkını toplayıp  “Ben sizin en yüce Rabbinizim” dediğinden dolayı  Rabbimiz onu  denizin dibindeki çamurlarda  boğdu. Yüceleceğim derken alçaldı.

     

    Aşık Paşa (1272-1332)
    “Herki kendi özün  tuttu yüce
    Devleti oldu harap uçtan uca”


    Buyurur. Selçuklunun yıkılışını , Kur’an olan evde  ayağını uzatmayan  Osman Bey in devletinin yükselişini gören  Aşık Paşa bu beyiti söylemiştir.


    Çamuru süzerek koyunda ete, ağaçta meyveye dönüştüren  Allah  bizi başıboş koyuvermemiş. Hayvanlar için yemyeşil otlar yaratmış ama hayvanlardan farklı olmamız için  bize yetenek vermiş. Deveden, attan, trene, oradan  uçağa geçmişiz. Kur'anın kurallarını  anlamamız için  bize yetenek vermiş ve kolay olan dini  kolay anlayacak ve yapacak, yaşatacak özellik vermiş.


    Rabbimiz “İşi kolaylaştıracağız” dememiş. “Seni kolaylaştıracağız” demiş. Yani insanın gönlün Yüce Allah’a imanla dolunca  gözünde herşey kolay görünür. Kafirin gücünü büyütmez. Çünkü ondan büyük Allah’a inanmış. O Allah her şeyin sınırını belirlemiş. Karınca fil olamaz. Filde karınca olamaz.
    Kur’ana kulak kapayan, ondan yan çizen, Kur’anı engelleyenler için “Eşkıya” kelimesini  kullanıyor Rabbimiz.


    Bizim bildiğimiz eşkıya yol keser  adam soyar veya öldürür. Kur’anın bildirdiği eşkıya da  yol keser ama  Cennete giden yolu keser.


    Yakaladığı insanları ateist=gâvur yapar  cehenneme atar . Ateist yapınca onun elbisesini soymak, kolaylaşır.


    Ahlaksızlığın her çeşidi toplumda normal hale gelir. Allah, haram, hak, hukuk, din iman kelimelerini söyleyenler gerici, yobaz laflarıyla boğulmaya ve  ahlaksızlar semtinden  kovulmaya çalışır.


    Biz, Kur’an eğitiminden  geçmiş atalarımızın  “kötülük  yapana iyilik yap” taş atana ekmek at.” Kanı kanla yıkamazlar su ile yıkarlar” sözlerini  gönül kulaklarımıza  altın küpe gibi takmışız.


    İnsanları gâvurlaştıran, kadını soyan, banka soyan, eşkıyamızın da  cehennemde yanmaması için  ahlakımızı ve  hukukumuzu düzenleyen  imanımızı  onlarında gönlüne girmesi için gayret edeceğiz.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 28/7/2006 - Allah’a Sarılın
  • Kategori: Tefsir

    Allah’a Sarılın

    Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlanızdır.

    Ne güzel mevladır, ne güzel yardımcıdır!

    Sımsıkı sarılmak, tutunmak" anlamına gelen "i'tisam" kelimesi, Kur'an'da, bir yerde, "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak" şeklinde geçerken, bazı yerlerde de doğrudan doğruya "Allah'a sımsıkı sarılmak, tutunmak" şeklinde geçmektedir. Al-i İmran Suresinin 103'üncü ayeti şöyledir:

    "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz."

    Bu ayette geçen "Allah'ın ipi" ifadesi, Kur'an müfessirleri tarafından "Allah'ın kitabı, dini" şeklinde anlaşılmıştır. Ayette geçen "Bir ateş çukurunun kenarında idiniz" ifadesindeki mecaz da, Kur'an'ın edebi icazında, bu çukurdan kurtarmak için bir ip uzatmak mecazını beraberinde getirmiştir.

    Kur'andaki "İ'tisam bi hablillah - Allah'ın ipine sarılmak" ifadesi çokça bilinir ve çokça hatırlanır. "İ'tisam billah" şeklindeki "Allah'a sarılın" anlamına gelen ifade ise çokça bilinmez, hatta bilinse bile kimi zaman "Allah'ın ipine sarılın" gibi tercüme edilerek yaklaşılır. Oysa kelam-ı ilahide kelimeler seçilmiş ve birkaç yerde "Allah'a sarılın" şeklinde, bazan da "O'na sarılırlar" şeklinde zikredilmiştir.

    Şu ayetler "İ'tisam billah - Allah'a sarılma" ifadesinin yer aldığı Kur'an ayetleridir:

    "Size Allah'ın ayetleri okunmakta ve O'nun Elçisi de aranızda iken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'a sarılırsa muhakkak ki o, doğru yola iletilmiştir. (Ali İmran, 101)

    "Ancak tevbe edenler, dürüst ve erdemlice yaşayanlar, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve yalnız O'na yürekten inanıp bağlananlar hariç: Zira bunlar müminlerle birlikte olacaklardır ve zamanı geldiğinde Allah bütün müminlere büyük bir mükafat bahşedecektir. (Nisa, 146)

    "Allah'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları (Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir. (Nisa, 175)

    "Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekatı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlanızdır. Ne güzel mevladır, ne güzel yardımcıdır! (Hacc, 78)

    Aslında "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak" çağrısı da "Allah'a sarılmak" çağrısı da, mü'minlerin kafa karışıklığı yaşadığı, "parçalanıp ayrılma, fırka fırka olma" zamanlarının çağrısıdır. Bir anlamda "kafaları toparlama", "Allah'ın kitabında, dininde" buluşma, bütünleşme, kendine gelme çağrısıdır. Ayrıca böyle bir kafa karışıklığının dünya ve ebedi alemde insanı "Ateş çukuruna düşürme" tehlikesine işaret edilmektedir. Nitekim, Ali İmran Suresinin 103'üncü ayetinde "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak" ifadesi geçerken, yukarıya aldığımız 101'inci ayetinde "Allah'a sarılmak" ifadesi geçmekte, bu iki ayetin arasındaki 102'inci ayette ise şu çağrı yapılmaktadır.

    "Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. Ancak Müslümanlar olarak can verin." (Ali İmran, 102)

    Burada iki olmazsa olmaz hassasiyetin altı çiziliyor. :

    1. Takva. Allah'ın sevgisinden kopma kaygısı, korkusu.

    2. Hayatı, Müslüman olarak tamamlama, son nefesi Müslüman olarak verme duyarlılığı... İslam üzere hayatı tamamlayamamaktan endişe duymak.

    İnsan, savruluş zamanlarında daha çok tutunma, sarılma ihtiyacı hisseder. Fırtınalar eser çevrenizde ve siz, sığınacak bir liman ararsınız ya da tutunacak bir dal, bir kopmaz ip, bir yıkılmaz sütun...

    Aslında Kur'an'da "Allah'a sarılmak - Allah'ın ipine sarılmak" ifadelerinin geçtiği yerler, böyle bir savruluş ortamına veya ihtimaline dikkat çekilen yerlerdir.

    Nitekim, Nisa - 146'daki "Allah'a sarılın" ifadesine gelinceye kadarki ayetlerde, kadim bir ruh sarsıntısı, kafa karışıklığı, iman zelzelesi demek olan "nifak hali - münafıklık"a karşı uyarılar yer almaktadır. Hatta Nisa - 136'ıncı ayette "Ey iman edenler!" diye başlamakta ve ardından "Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur." denilmektedir. "İman eden"in "yeniden imana çağırılması"ndaki hikmeti düşündüğümüzde, "nifak ortamları"nın iman savruluşuna yol açtığını anlamamız ve bundan korunmak için tutunacak ve asla yıkılmayacak bir "Dost" aramamız anlamlı hale gelir.

    Nisa Suresinin "Nifaka karşı uyarı" niteliğindeki 137 - 145 ayetlerini okuyalım:

    "İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir. (137)

    "Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır. (138)

    "Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir. (139)

    "Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. (140)

    "Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. (141)

    "Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar. (142)

    "Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın. (143)

    "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz? (144)

    "Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın. (145)

    Bu ayetlerden şöyle bir kişilik tipi çıkıyor.

    .....Allah'ın ayetlerinin tartışıldığı ve onlarla alay edildiği ortamda sürekli kalarak kafa karışıklığı derinleşen, ortamı gözetleyip müminler güçlü ise onlara, kafirler baskınsa onlara yanaşan, namaza tembel tembel kalkan, insanlara gösteriş yapan ve bunu bir hile zannedip Allah'ı aldatma hevesine kapılan, mü'minleri bırakıp kafirleri dost edinen ve onlar nezdinde izzet - şeref arayan, izzet ve şerefin ancak Allah'a, Rasulüne ve mü'minlere has olduğu bilincini kaybetmiş bulunan, küfr ile iman arasında bocalayan ve ne net biçimde mü'minlere ne de kafirlere bağlanan....

    İşte bu, kafası karışık tiptir. Ve savruluş zamanlarının, gözün gözü görmediği, yüreklerin darmadağın olduğu zamanların tipidir.

    Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- bu ortamı "Derin gece karanlıkları"na benzetmekte ve bundan korunmak gerektiğini bildirmektedir. Böyle bir ortamda, yine Rasulullah Efendimiz'in uyarısına göre "İnsan sabah evden mü'min olarak çıkar, akşam eve kafir olarak döner, insan akşama mü'min olarak girer, sabaha kafir olarak çıkar." (Müslim, İman 186)

    Bunun anlamı şudur:

    Öyle bir savruluş ortamıdır ki yaşanan, bir gün gibi kısa süreler içine iman ile küfür gibi birbirinden fersah fersah uzak kalbi yönelişler sığar. Kalb bir imana yönelir, bir küfre savrulur.

    İşte böyle zamanlarda insan tutunacak dal arar. Sığınacak liman, sarılacak dost arar...

    "Dost Allah'tır!"

    Evet Kelam-ı ilahide böyle buyuruluyor. İşte Şura suresinin 19'uncu ayeti:

    "Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O ölüleri diriltir, O her şeye kadirdir."

    Şimdi yukarıya aldığımız Hacc suresi 78'inci ayetin son ifadelerini yeniden okuyalım:

    ".....Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlanızdır. Ne güzel mevladır, ne güzel yardımcıdır!"

    "Allahü hüvel veliyyü... Dost Allah'tır..." (Şura, 19)

    "Hüve mevlaküm... O sizin Mevlanızdır. Efendiniz, dostunuzdur." (Hacc, 78)

    Ve;

    "Ni'mel mevla ve ni'mennasir! O ne güzel Mevladır, dosttur ve ne güzel yardımcıdır!" (Hacc, 78)

    O'na sarılın.

    Bakın O (c.c.) öğretiyor Zatına nasıl sarılacağımızı, yüreğini topla ve yönel O'na:

    "Rabbena, la tüziğ kulubena.... Ey Rabbimiz! Bizleri hidayete erdirdikten sonra kalblerimizi kaydırma ve bize katından bir rahmet ihsan eyle. Şüphesiz bütün dilekleri veren Vehhab ancak Sensin, Sen." (Ali İmran, 8)

    Bakın Allah Rasulü -sallallahü aleyhi ve sellem- nasıl dualarla sarılıyor Rabbine:

    "Ya mukallibel kulub! Sebbit kalbi ala dinik. Ey kalbleri evirip çeviren Rabbim. Benim kalbimi Senin dinin üzerinde sabit kıl." (Tirmizi, Kader, 7)

    Ancak O'nun dost olduğunu hissederek, ancak O'nun yardım edebileceğini, O'nun mutlak kudret ve hüküm sahibi olduğunu, hem fiziki hem kalbi ölümlerde O'nun hayat verip dirilteceğini bilerek, inanarak O'na yönelen, O'na sarılan, O'na tutunan, tutunulması gerekene tutunmuş olur.

    O güzel Mevla'dan, O güzel Yardımcı'dan, O keremi bol olandan, O rahmeti sonsuz olandan, O rauf, O rahim, O vedud, O gaffar, O settar, O tevvab olandan, bizim savruluşlarımıza bakmadan, bizim kalblerimizi - zihinlerimizi toparlamamıza yardım etmesini, Zatına tutunmamız için gönüllerimize dirayet vermesini dileyelim.

    Kaynak:Ahmed TAŞGETİREN - http://www.altinoluk.com

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/7/2006 - Ebabil Fil'i yener (Fil)
  • Kategori: Tefsir

    Kul Allah’ın, yol Allah’ın. Yürü diyen de O olunca kulun gönlüne korku ve keder gelmemelidir. Yemen’de Hz. İsa’ya iman edenleri M.S. 523’de ateş çukurlarında yakan Zu Nuvas isimli Yahudi devlet başkanına haddini bildirmek için Habeşistan’dan Yemen’e geçen Ebrehe isimli komutan Yahudilerin saltanatına son verir. Yemen’in San’a şehrinde “Kulleys” isimli bir kilise yaptırır. Bütün Arap yarımadasındaki insanların San’a şehrine gelmesini ister. Fakat başarılı olamaz.
    Mekke’deki Ka’beyi yıkmadan bu insanların San’a ya yönelmeyeceği kanaatine varır ve (60.000) altmış bin asker ve fillerle beraber Mekke üzerine yürür.
        Fakat Ka’benin Rabbi gönderdiği kuşların attığı taşlarla Ebrehe’nin ordusunu helak eder ve Ka’beyi yıkılmaktan korur.
        Biz bu günlerde “Fil” suresini namazlarımızda daha sık okumaktayız. Kur’an öğrenmenin yasaklanıyor , bazı yerlerde birçok insanımızın Ka’beye dönüp namaz kılmasını yasaklanıyor,
    İlk okuldan üniversiteye kadar bütün ilim dallarında öğrencilerin yönü batıya döndürülüyor. Öğrencilerin gönlünü Ka’beye çevirmeye çalışanlar ezilip yok edilmeye çalışılıyor.
       

        Peki başarılı olabilirler mi?

        Amerika tek kutup halinde insanları kendine çekebilir mi? Nisan 1995 yılında “Komünizmin çöküşünden sonra yeni düşman İslâm’dır” diyen NATO genel sekreteri W. Cleas’ın Fil gibi tankları, uçakları bizim Ka’beye yönelişimizi engelleyebilir mi? Fazla düşünmeye, istatistik yapmaya gerek yok. Herkes kendi köyünü, mahallesini ve çevresini düşünsün. Otuz sene önce benim köyümde iki tane adam namaz kıldırabilirdi. Şimdi en az elli kişi öne geçip namaz kıldırabilir.

        İki yüz kadarı Avrupa’ya işçi olarak gitti. İş adamı oldular. Köyde iken yalnız Cuma namazı kılan bu insanlar şimdi Avrupa’da beş vakit namazını kıldığı gibi kazancından para ayırarak Avrupa başkentlerinde camiler yaptılar. 29 Mayıs 1995 Newsweek dergisi 19’uncu sayısında “Avrupa’da sekiz milyon Müslüman nüfusunun batı için tehdit oluşturduğunu” yazıyor.

        Çoğunluğu ilk okul mezunu bu insanların sayısı önemli değil, keyfiyeti, kalitesi önemli diyenler olabilir. Ama Avrupalı öyle düşünmüyor. Kaliteyi diplomayla değerlendirmiyor. 
        Strazburg’da hayvan üreticisi bir Yahudi, parasını almadan hiçbir Fransız’a bir tek koyun vermiyor. Ancak üç yüz kadar Türk’e çeksiz senetsiz veriyor. Çünkü bugüne kadar tecrübeyle sabit ki Türklerden borcunu ödemeyen görülmemiştir. Türkler Almanya’ya varıncaya kadar, on bin markı sokakta bulup da polise götüren insana rastlanmamıştır. Bu haberi Alman basını birinci sayfadan iri puntolarla veriyor. 
        Alman, İspanyol, İtalyan, Portekiz, Yunan vatandaşlarından hırsızlık yapanlar arasında Türkler en sonda geliyor ve hırsızlık yapan Türkler de, Müslümanlığını yitirmiş, Almanlaşmaya heves etmiş karga gibi sekmeye çalışanlardır.
        Avrupalı siyasiler ve sosyologlar bütün bunların hesabını yapıyorlar ve içlerinden İslâm’ın hakkını teslim ederken, dıştan düşmanlık yapıyorlar. Bunun psikolojisini Rabbimiz haber veriyor:

    “Onlar kendileri kafir oldukları gibi sizinde kafir olmanızı ve onlarla aynı seviyede bulunmanızı” isterler. (Nisa 89)
       Biz onların ahlâk buhranına düşmeyeceğiz ama onları İslâm’la yüceltmek için çalışacağız.

       Fillerin ebabillere yenildiğini unutmayalım.Fil suresini daha dikkatli okuyalım...Darısı günümüz fillerine

        

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/7/2006 - Biz (Fatiha)
  • Kategori: Tefsir

       Biz, günde beş defa bir araya gelir Allah’a hamd ederiz. “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” derken Adana’da pamuk tarlalarında elleri nasırlı kadın ve erkeklerimize, onu dokuyan, kesen, biçen, diken ve bize satılmasında emeği geçen binlerce öpülesi ellere teşekkürümüzü ulaştırmak için o elleri yaratana hamd ederiz.
    Süphan dağında kınalı kuzuları büyüten, yünlerini kırpan, tezgâhlarda dokuyan ellere teşekkürümüzü arz etmek için kınalı kuzuyu ve kınalı elleri yaratan Allah’a hamd ederiz.


    Ekmek için ekmek gerektiğine inanan çiftçi de Rabbine yönelir. O da baştan ayağa giyindiği elbiseleri, kullandığı aletleri, fabrikalarda yapan ellere teşekkürünü arz etmek için Allah’a hamd eder.


    Damlanın denizden, denizin damladan ayrılığı olmadığı gibi biz de birbirimizden ayrı değiliz. Ayrı yerlerde olsak bile aynı sisteme hizmet ederek birliğimizi ortaya koyarız.


    Biz, yaratılanların hepsine “Alem” deriz. Çünkü her şey Allahın şahidi olduğundan yaratılanlara değer veririz. Gökte uçan her kuşun, yerde kıpırdayan her şeyin, bizim gibi birer ümmet olduğunu Kur’an bize haber verdiğinden Allah’a şahitlik yapan bu ümmetleri de kendimiz gibi bilir onların arasında, yıldızların altında, onlarla beraber Allaha hamd ederiz.
    Biz, “Yaratılmışı severiz yaratandan ötürü” ve yaratılanları el-esma-ül-hüsnâ=Allahın güzel isimlerinin tecellisi bildiğimizden aynalarımızı kırmayız.


    Biz, hiçbir ananın yavrusunu ateşe atamayacağını biliriz. Dünyadaki bütün anaların yüreğini de, o yürekteki şefkat ve merhameti de yaratan Rahman ve Rahim Allah’a hamd ederek dünyanın öbür ucunda adını bilmediğimiz, dilini anlamadığımız analara teşekkürümüzü Allah’a hamd ederek arz ederiz.


    Yavrusunun zülfünün telinin bile ateşte yanmasına dayanamayan ana ve babalar olarak biz, ceza gününün sahibi Allah’a hamd ederek kendimizin ve parçamız olan yavrularımızın Cehennemde yanmaması için günde beş vakitte Fatiha süresini okumaya devam ederken ceza gününe inanmayanlar için de yürekten yanarız.


    Biz, siyasi, ekonomik ve silah gücünü eline alarak, baskı, zorlama korkutma, istibdat vs.. liflerinden kanun kırbaçları örerek, ülkeyi toplama kampına döndürüp halkını dövenlere karşı “Biz, ancak Sana (Allaha)  kulluk ederiz” diyerek hep birlikte özgürlük sloganını günde beş vakitte tekrarlarız.
    Bir zamanlar özgürlük kelimesini çokça kullanan, “kulluk’dan kurtulduk” diyen, binlerce kula kul olanlar şimdi zorbaların spikeri, baskıcıların basın tetikçisi, dayatmacıların kırbacı ve Müslüman avcısı oldular.
    90 senesini Kur’an’a hizmet ederek geçiren Abdurrahman Gürses hocamız doksan senede bir anlığına kula kul olmadan dünya yolculuğunu tamamladı.


    Dünyanın insan kanıyla beslenen dev’i olmaya özenen Amerika, Çin’in veya Hindistan’ın nüfusunu veya Japonya’nın karınca gibi çalışan insanlarını engel olarak görmüyor.Clinton başkanlığında İsrail’in Araba kentinde yapılan cumhurbaşkanları toplantısında “bir avuç” diye nitelendirilen Müslümanların yükselişini engelleme planları kurdular. “Bir avuç” iseler niçin korkuyorsun?
    Akif’in: “O rüku’ olmasa dünyada eğilmez baş’lar” dediği Müslümanların Allah’tan başka hiçbir kul, kurum veya kuruluşun önünde eğilmediğini biliyorlar da ondan.
    Yolcu, sen dev’lere aldırma, Fatiha’ya devam et. Devler devrilir, Allah’ın kelâmı devam eder.
    Kaynak:www.mahmuttoptas.com

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    internet bir okyanusdur. Önemli olan gideceğin limanı bilmektir. A.YETİŞİR

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • ÖNCEKİ YAZILARIM
  • BLOGCUDAN
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    BLOGCUDAN

  • h2so4
  • yunusum
  • sadakat ...
  • burakcam
  • dingorevlileri
  • mimarsami
  • faruk ertekin
  • fezawww
  • anadoluhaber
  • ihya
  • zerirem
  • kemaliye
  • gurbeteller
  • kemaliyemiz
  • asligonca
  • ehlidost
  • yusuftalha
  • 93busra
  • egin
  • tillsim
  • dinhizmetleri
  • huzunlualem



    VAHYİN DİLİNDEN

    Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kur'an'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. (İsrâ Suresi - 41)


    ALLAH RASULUNDEN

    "Biri sana dil uzatır ve sende olmayan bir kusurla seni ayıplarsa, sen sakın onu onda olan kusurla dahi ayıplama. Onu, günahı kendisine, sevabı sana ait olduğu halde terket. Kimseye de asla sövme"[Hadis (Müslim).]


    ÖĞRENMEK İSTERMİSİN?


    =>Şu anda, toplumda bulunan huzursuzluk ve sıkıntıların gerçek sebebi nedir?

    YENİ SİTELERİM

    -AHMET YETİSİR
    -KEMALİYE

    HAFTANIN SİTESİ


    -cileweb




    Süper oyunlar









  • Linkler

    -Google
    -"Kur'an-ı Kerim Öğrenelim.
    -Diyanet İşl.Bşk.
    -Kadın ve Aile
    -Sahte Para Sorgulama
    -T.C Kimlik Sorgulama
    -Vergi No Sorgulama
    -Bilinmeyen Numaralar
    -Trenler ve kalkış saatleri
    -Mazlumder
    -Cansuyu
    Deniz Feneri
    -Kimse yokmu
    -Emekli Sandığı Hizmet Dökümü
    -Sigorta Hizmet Dökümü
    -Araba Bilgi Sorgulama
    -Resmi Gazete
    -Tüketici Koruma Derneği
    -Askerlik Yedeklik Yoklaması
    -Yemek Tarifi
    -Günlük Gazeteler
    -VİDEOLAR


    Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Son Sayfa |
    Hangi Gazetenin Haberlerine Güveniyorsunuz?
    Zaman
    Türkiye
    Vakit
    Sabah
    Yeni Şafak
    Yeni Asya
    Milli Gazete
    Yeni Mesaj
    Ortadoğu
    Akşam
    Bugün


    Sonuçlar

    Diyanet Meali
    Elmalılı Y. M.
    Yaşar Nuri M.

    Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir. (Enfâl sûresi-29)

    ahmet yetişir ahmet yetişir ahmet yetişir ahmet yetişir ahmet yetişir


    blog layout


    - - - - - - <<<== Bir saniye sonrası garantili olmayan dünya haytına çok çalıyorsun. Ebedi olan ahiret hayatı için ne yapıyorsun?AHİRETİ UNUTMAYAN,DÜNYADANDA NASİBİNİ ALAN KULLARDAN OLMAK DİLEĞİYLE...A.YETİŞİR ==>>> - - - - - -

    blog layout






    Son Sayfa |